İstanbul Simidi’nin Tarihçesi

İstanbul Simidi’nin Osmanlı’daki serüveni 14. yüzyıla kadar uzanır. İlk olarak saray mutfağında yer alan simit, zamanla halkın da vazgeçilmez besinlerinden biri olmuştur. “Simit” kelimesi Osmanlı sarayında geçen “simitçibaşı” ve “simithane” gibi terimlerle belgelenmiş, has beyaz undan yapılan halka şeklindeki bu ürün “saraylı” kimliğini erken dönemlerde kazanmıştır.

16. yüzyıldan itibaren İstanbul’da yaygın olarak üretilen simit, 1593 tarihli Üsküdar mahkeme kayıtlarında ilk kez standart ağırlık ve fiyatla kayda geçmiştir. Evliya Çelebi, simidin büyüklüğünü “araba tekerleği kadar” diyerek anlatmış; ancak 17. yüzyıldan sonra bugünkü boyutlarına yakın “hurda simit” daha yaygın hale gelmiştir.

Sultan II. Abdülhamid döneminde Ramazan aylarında askerlere “iftar simidi” dağıtılması, simidin padişah hediyesi olarak da değer gördüğünü gösterir. Ayrıca II. Süleyman devri saray mutfak defterlerinde günlük 30 adet “halka-i simid” tahsis edildiği yazılıdır.

Simit, sadece bir yiyecek değil, toplumsal paylaşımın, günlük yaşamın ve geleneksel zanaatın simgesi olmuştur. 1761 yılında “Simitçiler ekmek üretmesin” fermanıyla sadece simit üretimi yapan fırınlar oluşmaya başlamıştır.

18. yüzyıldan itibaren “halka-i simid” yerine sadece “simit” kelimesi kullanılmıştır. 19. yüzyıl sanatçılarının eserlerine de konu olan simit, İstanbul sokak kültürünün ayrılmaz bir parçası hâline gelmiş, bugünkü özgün formu ve tarifini koruyarak günümüze ulaşmıştır.